Make your own free website on Tripod.com

ANA SAYFA

 

 

      “Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun Mesnevisinin Metin Kırılması Yöntemiyle Çözümlemesi” adlı Çalışmanın Sonuç Bölümü:

      Okuyucularımın çoğunun üç boyutlu resimlere baktıklarını sanırım. Bu tür resimlerde yüzeydeki desenlerin altında üç boyutlu birtakım şekiller görülür. İncelemesini yaptığımız Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun mesnevisinde de durum böyledir. Yüzeyde macerası okunan Leyla ve Mecnun öyküsünün altında derinde şairin çocukluk; gençlik veya olgunluk dönemlerine ait öz yaşamından ve iç dünyasından gelen başka bir öykü bulunmaktadır. Mesnevide iki öykü de birbirlerine koşut bir biçimde akıp gitmektedir.

      Yüzeydeki metin bazı noktalarda kırılır, böylece Derindeki metin veya En üstteki metin kendisini gösterir. İlgili noktalarda oluşan bu duruma metin kırılması denir. Metin kırılması, eseri çözümlemede, daha doğrusu Derindeki metini ve En üstteki metini bulgulamada kullandığımız temel bir yöntemdir.

      Elinizin altındaki çalışmaya başarılı bir biçimde uygulanan metin kırılması bilimsel bir temele dayanan sistematik bir yöntemdir. Amacı sanat eserinin yapısında ve içeriğinde kendisini gösteren birtakım özellikleri ve nitelikleri temel alarak bunlardan sanatçısının iç dünyasına ve öz yaşamına ulaşmaktır.

      Metin kırılması yöntemi ile sanatçının sadece öz yaşamına ilişkin bilgilere ulaşılmaz, aynı zamanda yaşamının çeşitli dönemlerindeki iç dünyasına ait bulgular da elde edilebilmektedir. Metin kırılması çok basit bir yöntem olmasına karşın bu yöntemle çalışan bir incelemecinin ve araştırmacının onunla sanatçının iç dünyasına ilişkin bulgularını değerlendirebilmesi için psikoloji ve özellikle ruhçözümle ilgili bilgilere sahip olmasını gerekli kılmaktadır. Metin kırılması yönteminin bilimsel arkaplanını psikoloji ve ruhçözüm bilimlerinin verileri oluşturmaktadır. Kuşkusuz bununla metin kırılması yöntemi ile elde ettiğimiz bütün bulguların anlaşılabilmesi için ilgili bilim dallarının verileriyle yorum yapılması gerektiği anlaşılmamalıdır. İncelememizde de görüleceği üzere pek çok bulgu, özellikle sanatçının öz yaşamı ile ilgili olanlar hiçbir yoruma tabi olmaksızın metin kırılması yönteminin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmışlardır.

      Büyük sanat eserleri varoluşsal bir kaygının ürünüdürler. Bu tür eserlerde sanatçı yaşamını ölümsüz kılmak ister. Biz bu gerçekten yola çıkarak sanat eseri üzerinde uyguladığımız metin kırılması yöntemi ile sanatçının çeşitli yaşam dönemlerine ilişkin gerçeklere, Derindeki metinde çocukluk, En üstteki metinde ise gençlik veya olgunluk dönemlerine ait öz yaşamı ve iç dünyası ile ilgili bulgulara ulaştık.

      Yüzeydeki metin ile Derindeki metin birbirlerine genellikle koşut olarak akıp gider, Yüzeydeki metinin bazı noktalarında metin  kırılması olur, metin  kırılmasının  olduğu  noktalarda da Derindeki metin ortaya çıkar. Derindeki metine ulaştığımızda elde ettiğimiz bilgiler ve görüş ışığında Yüzeydeki metinin anlam örgüsünün de ona uygun tarzda yorumlandığını görmekteyiz. Bu bakımdan Derindeki metini metin kırılması yöntemi dışında bazen Yüzeydeki metindeki imaların ve sembollerin işaret ettikleri anlamlarla takip edeceğiz. Metin kırılması yöntemi yanında imalar ve semboller de bizi Derindeki metinle temas ettirecektir.

      Derindeki metinde şair çocukluğuna ait öz yaşamını ve iç dünyasını işler. Bu öz yaşam ve iç dünya üç ila on yaşları arasını   kapsar. Şair, Derindeki metinde çocukluğunda yaşamış olduğu olay ve olguları en içten ve açık bir dille ilgili yaşlardaki  bir çocuğun ruhsal durumuna uygun bir tarzda bizlere sunar.

      Derindeki metinde şairin çocukluk dönemini temsil eden kişiye “çocuk kahraman” adını verdik. Çocuk kahramanın kendi yaşıttakilerin ruhsal durumlarına uygun olarak kendi gerçek babası dışında hayal dünyasında kurguladığı fantastik babaları da bulunmaktadır. Kendi gerçek babası da ruhsal dünyasında ilgili kişiye karşı duyduğu karşıt duyguların etkisiyle “gerçek baba” ile “oedipal evrenin babası” olarak ikiye ayrılmaktadır. Yani Derindeki metinde gerçek baba ile oedipal evrenin babası farklı kişilerce temsil edilmektedir. Çocuk kahramanın anne ve babası dışında ilişkide olduğu bir diğer kimse de kız kardeşidir.

      Yüzeydeki metinle Derindeki metin arasında kişilerin rol dağılımı genellikle tutarlılık gösterir. Bazı bölümlerde bu tutarlılık bozulur ve Yüzeydeki metindeki kişiler Derindeki metinde farklı kişileri temsil ederler. Bu rol değişimi gerçekleşmeden önce metin kırılması ile kendisini önceden belli eder. Aslında bu rol değişiminin Derindeki metin açısından önemli bir psikolojik anlamı vardır. Örneğin Yüzeydeki metindeki Mecnun sözünü ettiğimiz tutarlı rol dağılımı gereği Derindeki metinde çocuk kahraman ikamesi iken bazı bölümlerde anne ikamesi olarak rol oynar. Bu örnekteki rol   dağılımındaki özgün durum,  çocuk kahramanın annesiyle özdeşleşme eğilimini temsil eder.

      Derindeki metinin konusu iki eksen etrafında biçimlenir: a.Oedipus kompleksi. b.Şairin çocuk yaşta iken kız kardeşinin hastalanması ve ölmesi üzerine yaşadığı suçluluk duygusu.

      Derindeki metini nasıl metin kırılması yöntemiyle bulguladıysak En üstteki metine de aynı yöntemle ulaştık. Derindeki metin şairin öz yaşamını ve iç dünyasını konu almaktaydı, En üstteki metinin konusu da aynıdır. Derindeki metinde şair çocukluğunun üç ila on yaşları arasındaki dönemini işlerken En üstteki metinde ise gençlik veya olgunluk çağında veya bu eseri kaleme almadan az önceki bir geçmişte yaşadığı bir aşk macerasını konu almaktadır. En üstteki metin çalışmanın sadece Yirmi dördüncü ve Yirmi yedinci bölümlerinde bulunmaktadır.

      En üstteki metinde şairin gençlik veya olgunluk dönemini temsil eden kişiye “şair Mecnun” adını verdik. Şairin bu dönemde gönül verdiği güzele de “sevgili Leyla” dedik.

      En üstteki metin Derindeki metin kadar açık ve net değildir. İlgili bölümler okunduğunda En üstteki metini bulgularken çeşitli varsayımlardan hareket ettiğimiz görülecektir. Kuşkusuz ilgili bölümlerde En üstteki metinin varlığı konusunda en küçük bir kuşkumuz bile yoktur. Açık ve net olmadığını iddia ettiğimiz şey varsaydığımız olay ve olguların gerçeklikteki o veya bu kişi ile ilgili olmasındaki bulanıklıktır.

      Eseri incelemede kullandığımız metin kırılması yöntemi büyük  sanatçıların öykü, tiyatro metini ve roman gibi edebi türlerine de  uygulanabilir. Bu tür  eserlerin  temelinde sanatçının öz yaşamını ve iç dünyasını içeren bir Derindeki metinin ve En üstteki metinin veya bunlara ilişkin bölük pörçük de olsa bazı bulguların tespit edileceği konusunda kimsenin bir kuşkusu olmasın. Metin kırılmasının  eser incelemelerinde bilimsel temele dayanan  bir sistematik  yöntem olması dolayısıyla kısa zamanda yaygınlaşacağı ve gerek ülkemizde gerekse yurt dışında pek çok edebi eserin sanatçısına ilişkin giz perdelerini açacağını umuyorum. Şimdilik bu yöntemle yapılacak eser incelemelerini sabırsızlıkla beklediğimi belirteyim. Tabii en büyük umudum metin kırılması yönteminin üniversitede öğretim programına alınmasıdır. Kim bilir bu yöntem belki de kısa zamanda lise ders programlarına kadar girebilir.

      Metin kırılması yönteminin altında yatan düşünsel temel şöyledir:                                                                             

      Sanatçı bizim metin kırılması olarak tespit ettiğimiz eserin anlamsız, saçma, çelişkili, önemsiz veya özel bir yapı olarak görünen noktalarında niçin iç dünyasına ve öz yaşamına  ilişkin bilgileri gizlemektedir? Sanatçının bu işi bilinçli bir çabayla yaptığını kimse iddia edemez. İnsanın ayıp yerlerini örtmesinin altında yatan bir güdü, sakınma güdüsü olarak adlandırabileceğimiz bir şey sanatçıyı da etkisi altına almakta ve onun iç dünyasına ve öz yaşamına ilişkin bilgileri okuyucudan saklamasına neden olmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki sanatçının ruhsal dünyasında bu sakınma güdüsü ile eseri yazmasına neden olan varoluşsal güdülerin çatışması metin kırılması olarak adlandırdığımız noktalarda bir uzlaşmaya varmaktadır. Bu uzlaşma metin kırılması olan yerlerdeki  anlamsız, saçma, çelişkili, önemsiz veya özel bir yapı olan özellikleri ve nitelikleri perde yapmak suretiyle gerçekleşmektedir. Bu sayede metin kırılmasının olduğu noktalarda hem sakınma  güdüsü hem de varoluşsal güdüler göze batmadan ve gizemli bir biçimde tatmin olmaktadır.

      Şimdi bu gizemin önündeki perdeyi aralamaya sıra geldi sanırım.

      Aşağıda metin kırılmasının sözkonusu olduğu dört noktayı bir sözcük gurubunda toplayıp bununla sanatçının varoluşsal güdülerinin neyi gerçekleştirmeye çalıştığını belirteceğiz. Metin kırılması Yüzeydeki metinde karşılaştığımız şu noktalarda kendisini göstermektedir:

      a.Gerçeklikle çatışan olay ve olgularda.

      b.Toplumun dinsel anlayışı ve töresiyle çatışan olay ve olgularda.

      c. Akıl ve mantık kurallarına aykırı olay ve olgularda.

      d. Yüzeydeki metinin yapısında kendisini gösteren özgünlüklerde ve içeriğindeki çelişkilerde.

      Metin kırılmasının oluştuğu bu dört noktayı “hakikati yadsıma” gibi bir ortak kavramda toplayabiliriz.  “Gerçeklik” sözcüğü dururken bunun eşanlamlısı olan  Arapça kökenli “hakikat” sözcüğünü niçin tercih ettik? Metin kırılmasının oluştuğu noktalar içerisinde birinci maddede  “gerçeklik” sözcüğü yer aldığına göre diğer maddelerdeki yargıları bu sözcükte toplamaya çalışmak bir anlam karışıklığını da beraberinde getirecektir. Hakikat sözcüğünün gerçeklik sözcüğüne göre çok daha fazla yan ve mecaz anlama sahip olması da bu tercihte etkili olan başka bir etkendir. Bu durumların yanında burada “hakikat” sözcüğünü tercih etmemizin asıl nedeni bu sözcüğün kökü olan “Hak” ile sanatçının varoluşsal güdülerinin  amacı arasında bir ilgi görmemizdir.

      Birinci maddedeki metin kırılmasının gerçekleştiği “Gerçeklikle çatışan olay ve olgularda.” ifadesi ile “hakikati yadsıma” arasındaki ilgi açıklamaya gerek duyulmayacak bir orandadır. Çünkü yukarıda “gerçeklik” ile “hakikat”in eşanlamlı sözcükler olduğunu belirtmiştik.

      İkinci maddedeki metin kırılmasının gerçekleştiği “Toplumun dinsel anlayışı ve töresiyle çatışan olay ve olgularda.” ifadesi ile “hakikati yadsıma” arasındaki ilgi de gayet açıktır. Din ve töre kavramları toplumun dokunulmaz ve kutsal gerçekliğini oluşturan temel öğelerdir. Bunlar sadece toplumsal kuralları belirlemede etkin rol oynamazlar. İnsanların toplum halinde biraraya gelmesini sağlayan değerleri de temsil ederler. Bu açıdan hem dokunulmaz hem de kutsal kabul edilirler. Din ve töre kurallarına veya değerlerine karşı gelen veya onlarla çatışan birisi  toplumun dokunulmaz ve kutsal  yönü ile  ilgili “hakikatini yadsıma” durumuyla karşı karşıyadır.

      Üçüncü maddedeki metin kırılmasının gerçekleştiği “Akıl ve mantık kurallarına aykırı olay ve olgularda.” ifadesi ile “hakikati yadsıma” arasındaki ilgi de gayet açıktır. Akıl ve mantık kuralları gerçek yaşamın kurallarının soyutlanmasından meydana gelmektedir. Bu açıdan akıl ve mantık kurallarına aykırı hareket eden birisi açıkça dış dünyadaki veya insandaki bir “hakikati yadsıma”ktadır.

     Dördüncü maddedeki metin kırılmasının gerçekleştiği “Yüzeydeki metinin yapısında kendisini gösteren özgünlüklerde ve içeriğindeki çelişkilerde.” ifadesi ile “hakikati yadsıma” arasında da bir ilgi kurulabilir. Yüzeydeki metinin doğal kurallarını, genel yapısını ve olağan akışını “normal” bir durum olarak karşılayıp eserin gerçekliği olarak  gördüğümüz  zaman metinin yüzeydeki yapısında karşılaşılan çeşitli “özgünlükler” bir tür “hakikati yadsıma” olarak değerlendirilebilir. Çünkü normal bir durumu bozan veya normal bir duruma istisna teşkil eden bir özgün özellik anormal bir durum oluşturarak mevcut olan “hakikati yadsıma”ktadır. Yüzeydeki metinin içeriğindeki çelişkiler ise, açıklamaya ihtiyaç duyulmayacak bir oranda “hakikati yadsıma” gayretini temsil ederler. 

      Böylece metin kırılmasının olduğu bu dört noktanın hepsinde de sanatçının varoluşsal güdülerinin amacının “hakikati yadsıma” olduğu açıklık kazanmaktadır. Burada “hakikat” sözcüğünü tercih etmemizin asıl nedeninin bu sözcüğün kökü olan “Hak” ile sanatçının varoluşsal güdülerinin amacı arasında bir ilgi görmemiz olduğunu belirtmiştik. Hak(c.c.), Allah’ın(c.c.)  güzel bir ismidir. Evren ve içerisindeki canlı ve cansız bütün varlıkların gerçekliği Allah’ın(c.c.) Hak(c.c.) güzel isminin tecellisi iledir. Ayrıca insanın bilgi, kültür, irfan dünyasında sahip olduğu bütün gerçek ve doğru olan şeylerin kaynağı da Allah’tır. Allah(c.c.) Hak(c.c.) güzel ismiyle indirdiği kutsal kitaplarla, gönderdiği peygamberlerle insanlara doğru yolu göstermiş, onları batıl olan yollardan sakındırmıştır. Demek ki sanatçı  metin kırılmasının olduğu noktalarda “hakikati yadsıma”kla aslında Allah’ın(c.c.)  Hak(c.c.) güzel ismiyle çatışmakta, O’nu yok saymaktadır. Sanatçı varoluşsal güdüleriyle Allah’ın(c.c.) bu güzel ismini yadsıyarak küfre düşmektedir. Metin kırılmasının olduğu noktalarda Allah’ın(c.c.) evrendeki ve insandaki en büyük tecellilerini temsil eden Hak(c.c.) güzel ismi yadsınarak bunun yerine sanatçının kendi öz yaşamına ve iç dünyasına ait bir gerçeklik işlenmektedir.

      Sanatçının varoluşsal güdülerinin zorlamasıyla hakikati yadsıması büyük bir cüreti göstermektedir. Bu durum İslam dinine giriş cümlesi olan “lâ-ilâhe illallah”ın ilk kısmındaki  “lâ-ilâhe(ilâh yoktur)”yi andırmaktadır. Yani metin kırılması yöntemi hakikati yadsımakla tevhit inancının parolasının ilk kısmı olan “ilah yoktur(lâ-ilâhe)” ile koşut bir durum arz etmektedir. Allah’a(c.c.) inanmak için önce O’na engel olan şeyleri ortadan kaldırmak gerekmektedir. Bu şeyler Allah(c.c.) inancına mani olduğu için ruhsal dünyada bir ilah gibi saygın bir yer tutmaktadır. Bunlar yadsındıktan sonra “ancak Allah’a(illallah)” inanılmış olunmaktadır.

      Mutasavvuflar Allah(c.c.)  önünde en büyük engel olarak insan nefsini(dünyaya dönük arzuları)  görürler.  Kişiye düşman olarak kendi nefsinin yettiğini söylerler. Bu açıdan tevhit cümlesinin birinci kısmındaki “ilah yoktur(lâ-ilâhe)” ile nefsi dize getirmeyi ve tövbe kapısından girerek çeşitli manevi makamlarda onun dünyaya dönük arzularını yavaş yavaş ortadan kaldırmayı  amaçlarlar.

      Şimdi merak ettiğimiz şey,  metin kırılması yönteminin ilk adımda hakikati yadsıması ile tevhit inancının ilk basamağı olan ilahların yadsınması arasındaki koşutluğa karşılık tevhit inancının ikinci basamağı olan Allah’ın(c.c.) olumlanması ile metin kırılmasının olduğu noktalarda sanatçının öz yaşamı ve iç dünyası ile ilgili çizgiler işlenirken benzer bir koşutluğun meydana gelip gelmediğidir. Şayet böyle bir şey sözkonusu ise bu durum, ister Allah’ın(c.c.) varlığına ve birliğine inansın isterse bunları inkar etsin,  gerçek bir sanatçının eserinde metin kırılmasının olduğu noktalarda bilinçsiz bir biçimde tevhit cümlesini(lâ-ilâhe illallah) zikrettiğini göstermektedir.

      En büyük sanatçı olan yüce Allah(c.c.) hiçbir şeyi boş yere yaratmamıştır. Yıldızların, gezegenlerin, güneşin, ayın, dünyanın ve dünya içerisindeki canlı ve cansız varlıkların birer anlamları vardır. Varlıklar O’nun güzel isimlerini ve sıfatlarını anlatmak için yaratılmıştır.

      Yüce Allah(c.c.) yarattığı kullarına verdiği kısmi irade ile onların kendisini tanımalarını murat etmiştir. Oysa insana verilen kısmi iradenin eğilimi ve yönelimi görünüşte Allah’ın(c.c.) bu muradı ile çatışmaktadır. Çünkü kısmi iradenin gücü bazı insanlarda üst sınıra ulaşmakta ve onların bir sanatçı kimliği ile kendilerinin en önemli ve anlamlı yönlerini ortaya koyma güdüsünü yaşamalarına neden olmaktadır. Sanat eseri böyle bir güdüyle varlık kazanmaktadır.

      Sanatçının sahip olduğu en önemli ve anlamlı yönü kısmi iradesiyle her gün duyu organlarının izlenimi, duygu, düşünce, hayal ve eylemleriyle ördüğü öz yaşamı ve  iç dünyasıdır.

      Eserde işlenen her şeyin bir anlamı vardır. Başka bir ifadeyle söylersek eserde anlamsız hiçbir şey bulunmamaktadır. Eserinde işlediği şeyler içerisinde yer alan ve metin kırılmasının işlerlik kazandığı maddelerde sözkonusu edilen olay ve olgulardaki yapı özelliği, çelişki, aykırı durum ve çatışmalar ile ortaya çıkan ilgili durumlar, sanatçının saçmaladığı anlamına gelmemektedir. Olağandışı veya  gerçek dışı bir özellik arz eden, toplumun dinsel anlayışı ve töresiyle çatışan ve akıl ve mantık kurallarına aykırı olan olay, olgu ve öğeler ile metinin yüzeydeki yapısında kendisini gösteren özgünlükler ve çelişkiler değerlendirildiği, yorumlandığı zaman bizleri sanatçının iç dünyasına ve öz yaşamına götürmektedir. Bu ilgili durumlar eserin yüzeysel boyutunda saçma, çelişkili ve anlaşılmaz görülürken metin kırılması yöntemi ilgili olay, olgu ve öğeleri sanatçının öz yaşamına ve iç dünyasına götüren en anlamlı ve önemli malzemeler olarak değerlendirmektedir. Nasıl yüce Allah(c.c.) evrende saçma bir şey yaratmamışsa bir sanatçı da görünüşteki saçma, çelişkili, anlamsız ve önemsiz olay, olgu ve öğeler için kendi varoluşsal gerçeği dışında başka birisinin kısmi iradesine sahip değildir.

      Yüce Allah’ın(c.c.) bir ve tek oluşu(tevhit) gerçeğinin doğal bir sonucu olarak O’nun bu sıfatlarıyla vasıflanan  sanatçı kendisini, yani öz yaşamını ve iç dünyasını sanat eserinde özgür, eşsiz ve benzersiz bir biçimde sunmaktadır. Sanatçı  eserinde kendi varoluşunu bu ilahi sıfatlara dayanarak ortaya koymaktadır.

      Büyük bir sanatçı ister yüce Allah’ın(c.c.) varlığını ve birliğini kabul etsin isterse bunları kabul etmesin kendi varoluş kaygılarının bir ürünü olan eserinde veya eserlerinde yüce Allah’ın(c.c.) güzel isimleri olan el-Vâhid’in(c.c.) ve el-Ahad’ın(c.c.) tecellileri(olan tevhit anlayışı), metin kırılmasının olduğu noktalarda sanatçının öz yaşamına ve iç dünyasına ilişkin çizgiler biçiminde  kendisini  göstermektedir. Allah’ın(c.c.) evrende her bir olay, olgu ve varlığa  vurduğu el Vâhid(c.c) ve el- Ahad(c.c.) mührü gibi sanatçı da metin kırılmasının oluştuğu noktalarda  kendisine ait öz yaşam ve iç dünya ile  kişisel niteliklerini ve özelliklerini eşsiz, benzersiz bir varoluş ile işlemektedir. Allah’ın(c.c.) evrende  eşsiz ve benzersiz oluşunu gösteren sonsuz sayıdaki isim ve sıfatlarını yansıtan ayetlerine karşılık onun bir kulu olan sanatçının metin kırılmasının oluştuğu noktalarda kendi öz yaşamının ve iç dünyasının sınırlı sayıdaki niteliklerini ve özelliklerini sergilerken dile getirdiği eşsiz ve benzersiz olma biçimindeki bilinçdışı çabası arasında bir koşutluk bulunmaktadır. Bu durumda sanatçının metin kırılmasının olduğu noktalarda sergilediği eşsiz ve benzersiz olma biçimindeki bilinçdışı çabası ilahi bir karakter arz etmekte ve  yüce Allah’ın(c.c.) güzel isim ve sıfatları ile evrenin bütün olay, olgu ve varlıklarında tecelli edişi gibi bir ilahi oluşu karşılamaktadır.

      Sanatçının eşsiz ve benzersiz olma özelliklerini ve niteliklerini taşıyan öz yaşamını ve iç dünyasını sergileme yönündeki bilinçdışı çabası, kaynağını ve gücünü Allah’ın(c.c.) varlık âleminde yalnızca insana verdiği kısmi iradeden almaktadır. Her ne kadar kısmi iradenin eğilimi görünüşte Allah’ın(c.c.) kullarının kendisini tanıma yönündeki muradı ile çatışsa da gerçekte başka bir boyutuyla da Allah’ın(c.c.) iradesi doğrultusunda hareket etmektedir. Çünkü  kısmi irade evrendeki bütün olay, olgu ve varlıklarda olduğu gibi yüce Allah’ın(c.c.) el- Vâhid(c.c.) ve el-Ahad(c.c.) güzel isimleri  ile damgalanmıştır. Kısmi irade Allah’ın(c.c.) el-Vâhid(c.c.) ve el-Ahad(c.c.) güzel isimleriyle damgalandıktan sonra insanın emri altına girmektedir. İnsana verilen özgürlüğün “kısmi irade” olarak adlandırılmasının altında da bu gerçek yatar. Bu yüzden sanatçı kendisine ait olan öz yaşamını ve iç dünyasını Allah’ın(c.c.) tekelinde bulunan bu eşsiz ve benzersiz  olmayı ifade eden isimlerinin gölgesinde ifade etmeye çalışmaktadır. Bu tevhit gölgesi sanatçının öz yaşamını ve iç dünyasını metin kırılmasının olduğu noktalarda bilinçdışı bir biçimde işlemesine neden olmaktadır. Bu yönüyle büyük bir sanatçının eseri, Allah’ın(c.c.) varlığı ve  birliğinin, eşi ve benzeri olmamasının en büyük ayetidir.

      Kısmi iradenin bünyesinde birbirine karşıt olan varoluşsal güdüler ile yüce Allah’ın(c.c.) eşsiz ve benzersiz olmayı ifade eden isimlerinin gölgesinin bulunmasının nedeni onun kendisine özgü yapısından kaynaklanır. Zira kısmi irade ruh ve nefis olarak adlandırdığımız iki ayrı varlığın birleşmesinden veya ortak etkilerinden oluşmaktadır. “Ruh, Rabb’imin emrindedir.”, “Nefis ise, daima kötülüğü emreder.” Ruh doğası gereği Allah’ın(c.c.) eşsiz ve benzersiz oluşu gerçeğine yönelip O’na kul olmak isterken nefis kendi varoluşsal güdülerinin amacını gerçekleştirmeye çalışmakla O’na baş kaldırmakta ve şirk koşmaktadır.

      Sanatçı eserinde metin kırılmasının olduğu noktalarda mutasavvufların fenafillah(benliğini Allah’ta[c.c.] yok etme) makamı olarak adlandırdığı  durumu andırır bir şeyi yaşamaktadır. Çünkü ilgili noktalarda öz yaşamı ve iç dünyası ile ilgili gerçekleri Allah’ın(c.c.) eşsiz ve benzersiz olmayı ifade eden isimlerinin gölgesinde verirken bunların hiç birinin bilincinde olmamaktadır. Adeta büyük sofiler gibi kendisinden geçerek ene’l-Hak(Ben Allah’ım.) demektedir. Kendisinin en anlamlı ve önemli gerçeği olan öz yaşamına ve iç dünyasına ilişkin bilgilerini Allah’ın(c.c.) varlığı ve birliği örtüsü altında bilinçdışı bir biçimde vermektedir. Büyük bir sanatçı ister Allah’ın(c.c.) varlığına ve birliğine inansın isterse bunlara inanmasın metin kırılmasının olduğu noktalarda sergilediği bu bilinçdışı durumla eseri Allah’ın(c.c.) varlığını ve birliğini temsil eden  bir ayeti olmaktadır.

      Yukarıda, konunun başında, sanatçının içerisinde bulunduğu bilinçdışı durumu insanın ayıp yerlerini örtmesinin altında yatan bir güdüyle, sakınma güdüsü olarak adlandırabileceğimiz bir şeyle eşleştirmemizin nedeni nefsin kendi varoluşsal güdülerinin amacını gerçekleştirirken ruhun ilahi bir cezbeyle bu işte engelleyici bir rol oynamasıdır.

      Gördük ki sanatçı metin kırılmasının olduğu noktalarda hakikati yadsımakla ve onun yerine kendi öz yaşamına ve iç dünyasına ait bilgileri bilinçdışı olarak Allah’ın(c.c.) eşsiz ve benzersiz olmayı ifade eden isimlerinin gölgesinde işlemekle  farkında olmadan İslam dinine giriş parolası olan tevhit cümlesini(lâ-ilâhe illallah)  zikretmektedir. Hemen belirtelim ki bizim İslam diniyle şereflenmemiş birisinin metin kırılması ile İslam dinine girmiş olduğunu savunmak gibi bir amacımız yoktur. Din bilinçle seçilir. Kimse bilinçdışı dünyası ile din değiştiremez. Biz burada her şeye kadir olan yüce Allah’ın(c.c.) sanatçının kendisine mal ettiği, yarattığını sandığı eserinin de asıl  hakimi olduğunu anlatmak istiyoruz.

      Bir mümin nasıl evrenin olay, olgu ve varlıklarına bakıp bunlarda Allah’ın(c.c.) güzel isim ve sıfatlarının tecellilerini hayranlıkla seyretmekteyse nitelikli bir okuyucu da büyük bir sanatçının eseri karşısında  metin kırılmasının olduğu noktalarda sanatçının bilinçdışı bir biçimde kendi iç dünyasının ve öz yaşamının gizlerini ifade edişini büyük bir şaşkınlıkla okumaktadır. Müminin evrene bu çeşit bakış açısı ile nitelikli bir okuyucunun esere bakış açısı birbiriyle koşuttur.

      Bilindiği üzere Kuran-ı Kerim’in peygamberimize inen ilk ayeti “Oku(İkrâ)” sözcüğü ile başlamaktadır. İlgili ayetin tamamı şöyledir: “Yaratan Rabb’inin adıyla oku.” Kuşkusuz bilimsel ve sanatsal eserler arasında büyük bir ayrım vardır. Bilimin tevhit anlayışının hizmetinde olduğunu kimse inkar edemez. Ama sanat eserleri  için bunu nasıl söyleyebiliriz? Nitelikli bir sanat eseri evrenin en büyük  gerçeği olan tevhit olgusunu nasıl doğrulayabilir, daha doğrusu bilimsel eserler gibi nasıl onun hizmetinde bulunabilir? Metin kırılması yöntemini buluncaya kadar bu sorunun peşinden epey bir süre koşturduk.

      Sanat eserinde böyle bir tevhit anlayışı  bulunmasaydı Allah(c.c.)  insanlara ilk uyarısında okunacak eserleri bilimsel olanlarla sınırlı tutardı. Metin kırılması yöntemi sanat eserlerini okumada ve anlamlandırmada tevhit gerçeğinin bilinçdışı bir biçimde sanatçının öz yaşamını ve iç dünyasını egemenliği altına aldığı düşüncesinden hareketle bulunmuştur. Bu nedenle  en büyük sanat eseri olan evrenin en büyük gerçeğini yansıtan tevhit olgusu, metin kırılması yönteminin bulunmasında temel ilham kaynağı olmuştur.

      Metin kırılması yöntemine önem veren nitelikli bir okuyucunun evrenin olay, olgu ve varlıklarına  tevhit anlayışı yönünde bakması, doğal bir eğilim ve süreçtir.

      Bir edebi eseri okuma amacı kişiden kişiye değişebilir. Kimi okuyucu eserde kendisini bulmak ister. Daha doğrusu eserde kendisini bulduğu için onu okur. Kimi okuyucu hoşça vakit geçirmek ve  meraklı bir gezintiye çıkmak için okur. Metin kırılması yöntemi nitelikli okuyucuya seslenmektedir. Nitelikli bir okuyucu bir edebi eseri sanatçısını tanımak için okur. Araya zaman ve yer gerçekliklerinin girdiği nitelikli bir sanatçıyı en iyi biçimde tanımanın yolu da yalnız budur. Dünyadaki sınırlı yaşamımızı ancak nitelikli bir insanı tanımakla zenginleştirebiliriz. Bu yolla sayılı ömrümüze ömür katabiliriz. Bu açıdan metin kırılması yöntemi nitelikli okuyucuya bu yolda büyük bir hizmet verebilir.

      İnsanları etkileyen şey söz değildir. Bir edebiyat eseri etkileme gücünü sanatçının yaşamından alır. Kimse bir sözle yaşamında en ufacık bir değişiklik bile yapmaz. Ama sanat eseri sanatçının yaşamıyla insanın iliklerine kadar işleyen bir iksir olur, insanda etkileşim ve değişim dediğimiz olguyu meydana getirir. Elinizdeki bu eser de bu tür bir niteliğe sahiptir. Allah’ın(c.c.) evliya kulu Fuzuli(k.s.) örnek yaşamını bizlere bu eserinde sunmaktadır. Bu yaşam Allah’ın(c.c.) rızası yolunda meydana gelmiştir. Fuzuli’nin örnek yaşamı bizlerin anlamsız ve ruhsuz yaşamları için bir şifadır. Bizi etkileyecek ve bizim kendimize gelmemizi sağlayacak olgun ve örnek bir ahlak anlayışının ürünüdür.

      Fuzuli’nin  yaşamının tüm insanlar için bir örnek olmasının nedeni çocukluğundaki mazoşist eğilimli kişilik yapısını gençlik ve olgun yaşlarında iken değiştirebilmesidir. Dolayısıyla kendisini aşmasıdır. On beşinci ve On altıncı bölümlerde Derindeki metinde çocuk kahramanın mazoşist kişilik eğilimi üzerine bazı bulgularla karşılaşmıştık. Bu tipteki insanların en önemli handikapları karşı cins karşısında kendilerini ezik ve çaresiz hissetmeleridir. İlgili bölümde de sözünü ettiğimiz üzere bu tip insanların cinsel ilişki öncesinde cinsel organlarında uyanım durumunun oluşabilmesi için karşı cins tarafından fiziksel veya ruhsal aşağılamalara maruz kalmaları gerekmekteydi. Gerçi bulguladığımız şey şairin  çocukluk dönemine  ait bir eğilimdi. Bu nedenle ilgili bölümlerde “şairin mazoşizmi” tamlaması yerine “çocuk kahramanın mazoşist eğilimi” veya “şairin mazoşist eğilimi”  tamlamalarını  kullanmaya özellikle dikkat ettik. Asıl taktire şayan olan şey şairin ilk çocukluğuna ait olan bu mazoşist kişilik eğilimine  karşın Yirmi dördüncü bölümde olgun bir insan kimliğiyle karşı cins karşısında libidosunu ondan çekebilmesidir. Bu büyük bir davranış değişikliğidir. Dünyada pek az insana nasip olan bir olgudur. Konunun öneminin anlaşılması açısından şunu özellikle belirtelim: Davranış değişikliği ile burada ele aldığımız olgu, bireyin yaşamının temelinde yer alan ve artık yaşam biçiminde ve anlayışında bir yer etmiş olan ama İslam dininin temel kitabı olan Kuran-ı Kerim’e ve peygamberinin sünnetine göre onaylanan davranışlar içerisinde  istenilen mükemmelliğe ulaşmasını engelleyen veya yasak olan davranışların terk edilerek onların yerine  ilgili kaynaklarda övülen davranışların alınmasıdır. Bu açıdan ilgili bölümlerde Derindeki metinde çocuk kahraman ikamesi Mecnun’un zincire girmek ve gözlerini bağlamak suretiyle anne ikamesi Leyla karşısında acınacak bir durumda olma davranışı ile sergilediği mazoşist bağımlılık gereksinimine karşılık  Yirmi dördüncü bölümde En üstteki metinde şair Mecnun’un kendisine aşk teklifinde bulunan, daha doğrusu kendisine kur yapan sevgili Leyla karşısında içgüdülerinin ve doğasının tutsaklığından kurtulup ahlaki açıdan örnek bir insan durumuna gelmesi olgusu arasında oluşan farklılık anlatmaya çalıştığımız bu davranış değişikliğini çok iyi örneklemektedir. İnsanlar genellikle doğadaki bitkiler ve hayvanlar gibi varoluşlarını pek sorgulamadan, içgüdülerinin ve çevrenin zorlamasıyla oluşan kişilik yapılarını koruyarak istenilen mükemmelliğe ulaştırma gereği duymadan yaşayıp ölmektedirler.

      Tövbe yukarıda açıklamaya çalıştığımız davranış değişikliği isteğinin dinsel adıdır. Hadis kitaplarında peygamberimizin günde yetmiş(bir başka rivayete göre yüz) kere tövbe ettiği yazılıdır. Bu durum, Allah’ın(c.c.) sevgili dostunun her gün her yaptığı eylemi sorguladığını ve bunları beğenmeyip daha mükemmeline ulaşmaya çalıştığını ve varoluşunu sürekli denetleyip davranış değişikliği yolu ile Allah’ın(c.c.) hoşnutluğunu kazanmaya çabaladığını göstermektedir. Bilindiği üzere Kuran-ı Kerim’de Allah(c.c.) affedici ve bağışlayıcı sıfatlarını pek çok kez yinelemekle birlikte tövbe edenlerin de tövbelerini kabul ettiğini belirtmiştir. Bu da İslam dininin temelinde kişiliğimizde mükemmeli yakalamak için  Kuran-ı Kerim’in gösterdiği yolda ve peygamberi ideal bir insan kabul ederek olumlu yönde yaşamımızda sürekli bir davranış değişikliği içerisinde olmamızın yer aldığını göstermektedir.

      Bir insanın davranış değişikliğinde bulunması için çok önemli bir nedeni olmalıdır. Çünkü insan alışkanlıklarının esiridir. Hele bu davranış değişikliğinin konusu kişinin  cinsel yaşamı ve anlayışı olduğu zaman  hiç kimse bu konuda öyle kolay kolay bir davranış değişikliğini gerçekleştirememektedir. Çünkü inancın bu konuda vaat ettiği  ceza ve ödüller henüz dünya yaşamında olmadığına göre alışkanlık durumuna gelmiş bir zevk kaynağından uzak olmak kişiye çok ağır gelebilmektedir. Gençlik veya olgunluk yıllarında kazanılan bir basit sigara içme alışkanlığının kurbanı olup bundan kurtulması için önemli bir uğraş vermesi gereken bir insanın kökleri ilk çocukluğa inen bir cinsel yaşamında ve anlayışında davranış değişikliğinde bulunmasının ne kadar daha güç olduğu birbiriyle karşılaştırılabilir. Cinsel yaşamında ve anlayışında ufacık bir değişiklik kişinin varoluşsal dengesini allak bullak edebilir. Bu açıdan tövbe dediğimiz olgu genellikle başa gelen çeşitli bela ve musibetler sonucu oluşmaktadır. Kişi meydana gelen her eylemin ancak  Allah’ın(c.c.) izniyle olduğunu anlayıp, başına gelen istenmeyen durumun nedeninin de dini açıdan yaptığı günahlar sonucu olduğunu kavradığı zaman yaşamında dinin doğasına uymayan davranışı için tövbe etme gücüne kavuşabilmektedir. Bu dinsel gerçekten hareket ettiğimizde Fuzuli’nin de cinsel  yaşamında veya görüşünde önemli bir davranış değişikliği geçirdiğini ve bunun için de tövbe ettiğini çıkarsamış oluruz.

      En üstteki metinde metin kırılması yöntemi ile önemli bulgularına ulaştığımız Fuzuli’nin güzel soylu ve tarikat ehli bir kadının evlilik teklifiyle karşılaşması onun bu örnek yaşamını taçlandıran bir durumdur. Gerçi bu evlilik çeşitli nedenlerle gerçekleşmemiştir. Ama bu nitelikteki bir kadından böyle bir evlilik teklifinin yapılması bile dini bütün Fuzuli’yi ahirette hayırlara vesile olacağı konusunda umutlandırmaktadır.

      Her sanatçı meydana getireceği sanat eseri için yakın zamandaki yaşamından gelecek bir kıvılcıma muhtaçtır. Derindeki metinde yer alan şairin ilk çocukluk yıllarındaki ruhsal dünyasını alt üst eden oedipus kompleksi, kız kardeşin hastalanması ve ölümü üzerine duyulan suçluluk duygusu gibi derin konuların işlenmesine olanak sağlayan güç ve enerjinin En üstteki metinin bulunduğu bölümlerde anlatılan şairin yetişkinlik çağında veya bu eseri kaleme almadan az önceki bir dönemde yaşadığı bir aşk macerası ile ilgili olay ve olgulardan alındığını düşünebiliriz. Kısacası En üstteki metin bu eserin oluşumunda temel bir işleve sahiptir, yani bu eserin ruhu ve kalbidir. Derindeki metinde işlenen tüm konular adeta kılcal damarlarla En üstteki metine bağlıdır. Derindeki metinin oluşum nedeni de En üstteki metinde aranmalıdır. En üstteki metinle Derindeki metini bağlayan çeşitli kordon bağlarını Yirmi yedinci bölümde gördük. Bu bağlar Derindeki metinde işlenen konuların En üstteki metinde hangi nedenden ötürü doğduğunu açıklığa kavuşturmaktadır.

      En üstteki metinde şair Mecnun sevgili Leyla’nın bir başkasıyla evlenmesi üzerine büyük bir bunalıma düşmüştür. Bu bunalımla birlikte bir suçluluk duygusu da geliştirmiştir. İlgili suçluluk duygusu bilinçaltında bulunan Derindeki metinin malzemelerini tetiklemiştir. Derindeki metinde çocuk kahraman gerek annesine karşı duyduğu oedipal aşk ve babasına karşı duyduğu oedipal düşmanlık duyguları gerekse kız kardeşinin hastalanması ve ölümü üzerine büyük bir suçluluk duygusu altında ezilmekteydi.

      Zeyd’in dinsel ve tarihsel kişiliği Fuzuli’yi hem bir bunalıma hem de bir umuda sürüklemektedir. En üstteki metinde şair Mecnun sevgili Leyla ile evlenememesinin suçunu Zeyd’e yüklerken Zeyd’in Leyla ile Mecnun’un mezarı başında uykuya dalıp rüyasında Leyla ile Mecnun’un cennet bahçesinde birbirlerine kavuşmasını görmesi Fuzuli’nin öldükten sonraki yaşamında Zeyd’in dinsel ve tarihsel kişiliğinden umduğu yardımı temsil etmektedir.

      Fuzuli’nin bu muhteşem eserini çözümleme yöntemimizin kişinin evrene ve kendi doğasına bakış açısında önemli değişimler ve gelişimler gerçekleştireceğini düşünmekteyim. Ben bu eseri çözümle sırasında bunu kendi bireysel yaşamımda pek çok kez yaşadım. Yüce Allah’ın(c.c.) büyüklüğünü varlık dünyasının büyüklüğü ile kavramaya başladım. O’nun pek çok güzel ismini ve  sıfatını varlık dünyasında görmeye ve anlamaya çalıştım. Buna bir örnek vermek bu konuda söylediğim şeyleri daha da somutlaştıracaktır sanırım: En büyük sanatçı yüce Allah’tır. O yarattığı evrenle, onun olay ve olgularıyla ve içerisindeki canlı ve cansız varlıklarıyla bizlere kesintisiz bir biçimde mesajlar vermektedir. Tıpkı bu eserde Fuzuli’nin Derindeki metin ve En üstteki metinle yaptığı gibi Allah(c.c.) da gönderdiği peygamberler ve kutsal kitaplar yanında evrenle, onun içerisindeki tüm canlı ve cansız varlıklarla ve olay ve olgularla kutsal kitabındaki mesajları  farklı boyutlarda bizlere yine sunmaktadır. Örneğin gece ve gündüz ile uyku ve uyanıklık. Bunlar Allah’ın(c.c.) en büyük ayetleridir. Bir günde bir kez bu olgularla her insan yaşamında karşı karşıya gelmektedir. Allah(c.c.) her bir insana bu ayetleri ile her gün şu büyük gerçeği günde bir kere haykırmaktadır: Gece ve uyku ile ölümü, gündüz ve uyanma ile tekrar dirilme gününü. Her şeye gücü yeten Allah(c.c.) geceyi evrenden kaldırabileceği gibi uykuyu da insanın doğasından çekip alabilirdi. Ama ezeli hikmetiyle Allah(c.c.) evrenin ve insan doğasının bir günde bir kere karşı karşıya geldiği bu en büyük dersi sadece kutsal kitapların ilgili ayetlerine bırakmamıştır. Mevsimler aynı dersi yılda bir kez daha görsel bir boyutta sunarlarken bir tam gün bunu her gün ama her gün bir kere yapmaktadır. Evrenin ve insan doğasının en büyük dersi tekrar dirilme olayıdır. Bu en büyük dersle her gün yaşamımızı oluşturan eylemlerin sorumluğu bize anımsatılmaktadır.